20Haz2024

Paylaş

MODERN JEOLOJİNİN ÖNDERİ: İHSAN KETİN HOCA

 

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Batı bilim ve kültürünü benimseme, Türkiye’nin önderleri tarafından ulusal bir hedef olarak belirlenmiştir. O yıllarda ülkemizdeki üniversite eğitimi Batı’daki örneklerine oranla oldukça geride ve bilimsel çalışmalar oldukça yetersizdi. Ülkemizde yetişen gençler, çağdaş bilimin ve tekniğin gerektirdiği hedeflerden uzaktı. Cumhuriyetin kuruluş döneminde bu durumu hızlı bir biçimde gidermek için çeşitli çözüm alternatifleri üretilerek, çeşitli disiplinlerde öğrenciler yurtdışında yüksek öğrenim görmeleri için gönderildiler.

Bu öğrencilerden birisi de ülkemizdeki modern jeoloji biliminin önderi ve kurucusu kabul edilen İhsan Ketin’dir.

Genç yaşta Avrupa’ya gönderilmiş, II Paylaşım Savaşından önce Almanya’da dünyanın en önemli jeologları ile birlikte çalışmış, Kuzey Anadolu Fay hattı’nın tanımlanmasının yanı sıra, birçok öğrenci yetiştirmiş, birçok kitap yayınlamış değerli bir bilim insanı. Aşağıdaki çalışma ölümünden bir yıl sonra, Mart 1996 tarihinde TUBİTAK Bilim Teknik Dergisi’nde yayınlanan değerli bilim insanı İhsan Ketin’e dairdir.

“Açık havada, doğrudan doğruya çıplak tabiatın sinesinde çalışmak imtiyazı her meslekte yoktur… Jeoloji mühendisleri daima genç kalan insanlardır. Birlikte geçirilmiş bir dağ başı, bir çadır altı hayatının bize verdiği bir arkadaşlık sevgisi vardır ki, bizleri diğer mesleklerde olduğundan daha fazla birbirimize bağlar’… Türkiye’de modern anlamda jeolojinin kurucularından olan İhsan Ketin, ‘genç’liğini dağ başlarında, çadırlarda geçen 56 yıllık verimli meslek yaşamına borçlu. Erciyes Dağı’na duyduğu hayranlıkla seçtiği mesleğiyle dopdolu geçen ömrünü, Türkiye’de jeolojiyi ileriye götürecek nesilleri yetiştirmeye adamış ….

Bir ulus, iki üç nesil boyunca ulusal ve uluslararası düzeyde, kendi disiplininde önemli bir etkiye sahip bir ya da iki isim çıkarabilir. Yer bilimleri dalında Fransa’da Xavier Le Pichon, İngiltere’de John Ramsey ve Dan McKenzie, Almanya’da Hans Cloos, Hans Stille, ABD’de Tanya Atwater, Warren Hamilton, Walter Pitman hemen akla gelen isimlerdendir. Bu kişilerin hepsi de, temel önermeleri değiştirmiş, genç nesilleri bilime özendirmiş, yeni fikirler geliştirmiş, kendi toplumlarında mensup oldukları bilim dalının statüsünü yükseltmişlerdir. Bu tür bilim insanlarının bir örneği de, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. İhsan Ketin’dir. İhsan Ketin, Türkiye’de modern anlamda jeoloji biliminin kurucusudur, İhsan Ketin, 1914’te Erciyes dağının eteklerindeki Kayseri’de doğmuştur. I. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı ve Mustafa Kemal önderliğinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, Ketin’in yetiştiği yılların Türkiye’sinde birçok şeyi belirliyordu. Mustafa Kemal, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra Türkiye’yi modern bir ülke haline getirmenin tek yolunun eğitimden geçtiği düşüncesiyle, gençleri eğitim için batı ülkelerine göndermeye başladı. İhsan Ketin de 1930’ların başında bu amaçla Almanya’ya giden öğrencilerden biriydi …

Oxford Üniversitesi’nde Jeoloji Profesörü olan John F. Dewcy, ihsan Ketin’i böyle tanıtıyor.

Gerçekten de, İhsan Ketin’in yaşamını iki unsur belirlemişti, bunlardan biri çocukken kışları bir düş gibi seyrettiği Erciyes’te geçirdiği yaz tatillerinde bu dağa sevdalanmasıydı. Diğeri ise, Mustafa Kemal’in umut bağladığı gençliğin yetişmesinde eğitime verdiği önem olmuştu. Çocuk İhsan’ın volkanik Erciyes dağının taşlarını incelemekle başlayan doğa sevdası, ona 56 yıl boyunca Türkiye’nin dağlarına, tepelerine, nehir yataklarına bakmasını bilen gözler kazandırmıştı. Çocukluğunu, “Bendeki jeoloji aşkı daha ilkokul sıralarında başlamıştı. Doğum yerim olan Kayseri, Anadolu’nun bağrındaki “Erciyes Dağı” volkan abidesinin eteğine kurulmuştur. Üçüncü zamanın sonu ile dördüncü zaman esnasında faaliyet göstermiş olan bu volkan bölgesi, 68 volkan konisinden oluşur.

Bunların en yaşlısı ve yükseği deniz seviyesinden yaklaşık 4.000 m. yükseltidedir. Çocukken (şimdi Andezit ve Bazalt olduklarını bildiğim) beyaz benekli ve koyu, siyah renkli çakıllarla oynamaya bayılır, büyük bir zevkle kızıl renkli konilere (cüruf konileri) tırmanırdım” diye anlatan Ketin’in yaşamına yön veren kişi anneannesi olmuştu. Dilinden düşürmediği, “benim torunum vali olacak, büyük adam olacak” sözleriyle Hatice hanım, ona ileriye dönük düşünmeyi öğretmişti, İhsan Ketin’in, en sevdiği düşünürlerden olan Friedrich Von Schiller’in “sanatçı yukarıya doğru, kendi haysiyetine ve kendisini yönlendiren kurallara doğru bakmalıdır; aşağıya, kişisel mutluluğuna ve ihtiyaçlarına doğru değil. Mümkün olanla gerekli olanın bileşiminden ideali yaratmaya çalışmalıdır. Bunu tüm duygusal ve akılsal şekillere bürüyerek sessizce sonsuz zamanın içine atmalıdır” sözlerini yaşam ilkesi edinmesinde, anneannesinin payı büyük olmuştu.

Onun çocukluk yıllarını yoğuranlardan biri de, tam bir Cumhuriyet öğretmeni olan Yümnü Tolgay idi. Sivas Muallim Mektebi’nden Kayseri’ye tayin olan idealist Yümnü Bey, Mustafa Kemal’in ilke ve ideallerini Kayseri İlkokulu’ndaki tüm öğrencileri gibi İhsan’a da aşılamıştı. İhsan Ketin de öğretmenini aradan 50 yıl geçmesine karşın unutmadı ve Yümnü Bey’i bulup, 1981’de aldığı TÜBİTAK Bilim Ödülü törenine davet etti.

Aslında, İhsan Ketin’in ömrünün çizgisine, biraz da karşısına doğru zamanda çıkan doğru insanlar yardımcı olmuştur demek yanlış olmaz.

Tıpkı Yümnü Tolgay gibi, onun Kayseri lisesinde parasız yatılı bursu sınavına girmesine yol açan Kayseri Valisi Ali Vefa Bey ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı yurtdışı bursu sınavına girmesi için onu teşvik eden Kayseri Lisesi Müdürü Yunus Kazım Könü de ondaki cevheri fark etmişlerdi. Yunus Kazım Könü, bu çalışkan öğrencisine genç nesilleri eğitmenin önemini anlatmıştı. Felsefe öğretmeni olan Könü, yoksul ailesini düşünerek daha fazla para kazanabileceği bir mesleği seçmeyi düşünen öğrencisini öğretmen olmaya ikna etmişti. “O zamanki anlayış böyleydi, bir ülkenin gençliğini yetiştirmeye böyle önem veriliyordu” diyen İhsan Ketin bu düşüncelerle öğretmen olmak için yurtdışı burs sınavına girmişti. Sınav sonuçlarını beklerken, İstanbul’a giderek “nerede leyli okul varsa” sınavına giren İhsan Ketin, o günleri, “Mühendis Mektebi Alisi, Yüksek Muallim Mektebi sınavına girdim. İlk defa Yüksek Muallimden iyi haber çıktı. Fizik-Kimya öğretmenliği için sınavı kazandınız dediler. İstanbul’a gitmeye hazırlanırken, gazetelerde tabii ilimler tahsili için Almanya’ya gönderileceklerin listesi çıktı. Benim de adım vardı. Böylece İstanbul’da hiç okuyamadım. 1932 sonbaharında 9 kişi Avrupa’ya gönderiliyordu. Bunların 5’i Almanya’ya gitti. Gene devlet hesabına okudum” diye anlatıyor. Lisede de yatılı öğrenci olarak 5 sene burslu okuma hakkı kazanan ihsan Ketin, “yetişmemde devletin milletin katkısı büyük olmuştur. Meslek hayatım boyunca bunun karşılığında ne yapayım da ödeyeyim gibi bir düşünce beni etkiledi” diyor

1932-1933 ders yılında Naumburg/Saale’de Almanca öğrenen İhsan Ketin, Almanya’nın yaşadığı sosyal karmaşanın Berlin’de odaklaştığı 1934 yılında, Berlin Üniversitesi’nde tabiiye dalında yüksek öğrenime başlamıştı. İlk hocalarından meşhur Alman tektonikçisi Hans Stille, Ketin’de iz bırakmış olmakla beraber, Stille’nin abartılı üslubu Ketin’in sakin, dengeli ve derin kişiliğiyle fazla uyuşmamıştı. Berlin şehrinin keşmekeşinden de tedirgin olan İhsan Ketin, Berlin’de zooloji doktorası yapmakta olan Melahat Çağlar’ın önerisi üzerine Bonn’a gitmeye karar verdi.

Bonn’da üniversiteye başladığında genç Ketin’in karşısına gene onun hayatını olumlu etkileyecek bir insan çıktı; Hans Cloos. 1926 yılında Breslau Üniversitesi’nden gelen ünlü bir tektonikçi olan Cloos, yabancı öğrencilerine özel bir ilgi gösterirdi. Cloos, hocalığının yanı sıra, İhsan Ketin’i ailesinin bir bireyi gibi benimseyerek de onun yabancılığını unutmasına yardımcı olmuştu. Cloos, Ketin’e “kayalarda gizlenen gerçeği” bulup çıkartmanın tek yolunun “tabiata gitmek” olduğunu öğretmişti.

Ketin, “özellikle yerbilimlerinde doğayı tanımak için doğada çalışmak gerekiyor. Doğayı değerlendirmek için her kayaya çıkıp, her dağa tırmanıp, her taşa bakıp ne olduğunu anlamak isterseniz güçlüklere katlanacaksınız. Dağı, tepesi, soğuğu, sıcağı var. Usanmadan gözlem yapıp, ondan sonra gördüğünüzü bilginize göre değerlendirmek gerekiyor” derken, yerbiliminin nasıl yapılması gerektiğini de özetliyor. Ona da yerbilimin nasıl yapılması gerektiğini öğreten Cloos olmuştu. Ancak hocasının çizdiği bu çerçeveyi dolduran İhsan Ketin’di. Kendisinin de belirttiği gibi, “Ağaç yetiştirir gibi bilim adamı yetiştirilmiyor. İşin büyük kısmı öğrenciye kalıyor. Öğrenmeye niyeti olan zaten çalışıp, didinip öğreniyor!..”

1938 yılı Haziran ayında ‘Über die Tektonik und den Vulkanismus der Gegend von Bad Bertrich’ (Bertrich Kaplıcası Çevresinin Tektoniği ve Volkanizması Üzerine) adlı doktora tezini tamamladı. 1936-1938 yaz aylarında yaptığı 6.5 aylık bir arazi çalışması sonucu tamamladığı doktorasından sonra yurda döndü ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü’nde asistanlığa atandı. 1938 yılı Ekim ayında göreve başlayan Ketin, Osmanlı Devleti sınırları içinde doğup, doktora alan ilk jeologdu.

MENTE et MALLEO (Akıl ve Çekiç)

İhsan Ketin, devletin ve milletin kendisini yetiştirmek için harcadıklarını meslek hayatında ödeme şansına fazlasıyla kavuştu.

Yurda döndükten sonra tüm meslek yaşamında sürdüreceği öğretmenlik ve araştırma faaliyetlerini birlikte yürüttü ve Bonn’daki Jeoloji Enstitüsü’nde kürsünün üzerinde asılı ‘Mente et Malleo’ yazısını kendine meslek yaşamında ilke edindi.

İhsan Ketin yurda döndükten kısa bir süre sonra 21 Kasım 1939’da Tercan depremi, ardından da 28-29 Aralık gecesi Erzincan depremi oldu. Ketin bu depremler için ‘1939’dan itibaren depremler ardı ardına geldi. Her defasında arazide kırılma, kayma ve çökmeler oluyordu. Bunlar kabuk hareketinin mekanizmasını gösterdiğinden önemliydi. O bakımdan en çok bu etkenlerin yeryüzünde yaptıkları değişiklikler üzerinde duruyordum’ diyordu. Öğrencilerinden A.M. Celal Şengör, ‘aslında Ketin’in Türkiye’deki ilk paleotektonik çalışması 1940 yılında askere gitmeden önce tamamladığı İstanbul Boğazı’nın doğusundaki Alemdağ granodiyoritinin incelenmesi olmuştur’ dedikten sonra, bize hocasının askerde de boş durmayıp, askeri jeolojiyle ilgili bir kitap çevirdiğini anlattı.

Sırasıyla 1942, 1943, 1944 ve 1946’da Erzincan depremine benzer kuvvetli depremler Kuzey Anadolu deprem bölgesi boyunca meydana geldi. Dolayısıyla benim ilk çalışmalarımın pek çoğu deprem bölgeleri ile ilgili çalışmalar olmuştur’ diyen Ketin’e, Kuzey Anadolu deprem bölgesinin büyük bir yanal atımlı fay olarak yorumlanması kaçınılmaz görünüyordu. O zamana kadar geçerli olan görüşleri çürüten bu yaklaşımını sadece altı sayfa metin ve bir şekilden oluşan bir makalede toplayan Ketin’in makalesi ‘Geologisehen Rundschau’nun 36. cildinde yayınlanmıştı. Celal Şengör bu makalenin önemini şöyle açıklıyor: ‘Büyük yanal atımlı faylar hakkında ilk yapılan yayınlardan olmak, levha tektoniğinin öncüsü sayılabilecek çeşitli fikirleri içermek ve Türkiye’nin neotektoniği hakkında güncel görüşlerin temelini oluşturmak gibi özelliklerinin yanında Kuzey Anadolu Fayının varlığının ortaya konulduğu ilk belge olması gibi termi bir önemi de vardır.’ İhsan Ketin, bu önemli makalesinde Batıya doğru hareket ettiğini ileri sürdüğü ve ‘Anadolu bloku’ adını verdiği kütlenin kuzeyinden olduğu gibi, güneyinden de sınırlanmış olması gerektiği düşüncesiyle, Anadolu’nun güneyinde de Kuzey Anadolu Fayı’na benzer bir yapı olması lazım geldiği sonucuna ulaşmıştı. Bu makalesinde ileri sürdüğü düşünceleri izleyen öğrencileri Türkiye’nin iki önemli kırık çizgisinden biri olan Doğu Anadolu fayını keşfetmişlerdir. Celal Şengör bu çalışmalar için “22 Mayıs 1971 Bingöl depreminin, Ketin’in 2-3 yıl evvel olması gerektiğini düşündüğü Anadolu Blokunu güneyden sınırlayan ve Kuzey Anadolu fayına benzeyen bir yapı üzerinde gerçekleşmesi sonucu, Türkiye’nin ikinci büyük yanal atımlı fayı olan Doğu Anadolu Fayı keşfedilmiştir. Bu yapının keşfi şerefini paylaşan dört jeologdan ikisinin Ketin’in öğrencileri olması şüphesiz rastlantı değildi” diyor. 1948’deki bu önemli makalesi yurtiçinde yankı yapmaz. Oysa 26 Şubat 1988’de Almanlar Ketin’e makalesinden ötürü dünyanın en büyük jeologlarına verilen Gustav Steinmann Madalyasını vermişlerdir. İhsan Ketin ise, “yazılan yazılar köşelerde kalıyor” diyerek, bilime olan ilgisizliğin ülkemizde aşılamamış olmasını biraz da buruklukla eleştiriyor… Oysa bilim insanlarının uğraşlarına kulak vermeye alışkın bir ülkede böyle bir makale yayınlansa ya merak dürtüsüyle, ya da ileri sürülen tezi çürütmek için bölgeye birçok araştırmacının gideceğine hiç kuşku yok!… Ne yazık ki jeolojideki bu ilgisizlik depremlerdeki can kaybının korkunç boyutlara ulaşması gibi bir sonuca da yol açıyor.

1948-1952 yılları arasında Kuzeydoğu ve Güneydoğu Anadolu’daki haritalama çalışmalarına devam eden Ketin, 1950-1951 ders yılını ABD’de John Hopkins Üniversitesi’nde geçirir. 1953 yılında da İstanbul Üniversitesi’nden ayrılarak, o tarihte yeni kurulmakta olan İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi grubuna profesör olarak girer. Emin Onat’ın, Mustafa İnan’ın ve birçok değerli bilim adamının uluslararası bilim dünyasında da yankı yapan çalışmalarıyla, verimli bir ortamı olan Teknik Üniversite’de çalışmalarını tüm hızıyla sürdürür. 1953’de İsviçreli Jeolog Franz Rösli ile beraber yazdığı önemli bir makalesinde Kuzey Anadolu Fayı’nın yanal atımlı karakterini vurgular ve bu yapıyı, benzerlikleri olan California’daki San Andreas Fayı ile karşılaştırır.

1953-1959 arasında Ketin’i en çok uğraştıran sorun, Orta Anadolu kristalin masiflerinin yaşları ve tektonik konumları olmuştur. 1951’de Ankara Üniversitesi’nden Sir Edward Bailey ve James Mc Callien bugün Kırşehir masifi olarak bilinen metamorfik kütle konusunda bir hipotez ileri sürerler. Buna göre, bu kütle kuzeyden gelerek, Ankara’nın hemen güneydoğusundaki ofiyolitik melanjın üzerinde yüzen bir naptır. Bailey ve Mc Callien’ın görüşleri jeoloji dünyasında hemen benimsenir ancak İhsan Ketin “bir şeye inanmak için değil, inanmamak için bakmayı” kendine bilim ilkesi edinmiştir. Bu hipotezi kontrol etmek için Yozgat dolaylarında 1/100.000’lik bir harita alma çalışmasına başlar. Çalışmalarından çıkardığı sonuç masifin, ofiyolit üstünde değil, altında yer aldığı olur. Bu sonuç, onu ikinci büyük buluşuna ulaştırır: Anadolu kristalin ekseni (Menderes-Kırşehir Mesifleri) son derece genç bir yapı olup metamorfik evrimini geç Kretase erken Tersiyer döneminde tamamlamıştır.

Ünlü tektonikçi Stille, İhsan Ketin’e “inanmakta” güçlük çeker.

1955’de Stille’nin onuruna düzenlenen Jeotektonik Sempozyumu’na Ketin’in sunduğu Kırşehir masifine ilişkin tebliğ yayınlanmaz. Ancak, sonraki yıllarda yapılan çalışmalar Ketin’in tezini doğrular. 1960’lı yıllarda yeniden arazi etütlerinin başına dönen Ketin hem Türkiye genelinde sentez çalışmalarına devam etmiş hem de harita faaliyetlerini sürdürmüştür. Uluslararası Avrupa Tektonik Haritasının Türkiye kısmını hazırlar. 1969’da “Kuzey Anadolu Fayı hakkında” başlıklı makalesi, kendi keşfettiği bu yapı hakkındaki en ayrıntılı eseridir.

1975’de tekrar Amerika’ya giden ve 1976’da yayınladığı makalesinde San Andreas ve Kuzey Anadolu Fayları arasında karşılaştırma yapan Ketin, 1977 yılından sonra da bilimsel çabalarına aralıksız devam etmiştir. Doksandan fazla orijinal makalesi çevirileri ve ders kitapları yayınlanmıştır.

1943 yılında, Erzincan Bağırbaba dağında Profesör Hamit Pamir ile İhsan Ketin’i tanımak ancak onun öğretmeye olan tutkusunu anlamakla mümkün olabilir. “Öğretim üyeliğim derse girip çıkmak, sınav yapmak olmadı. Hocalığı ben çok ciddiye aldım. Hocalık, bence kitap yazmakla başlar. Bizde hocalar pek kitap yazmak meraklısı değil. 1957’de ilk cildini yayınladığım Umumi Jeoloji, Yapısal Jeoloji ve Türkiye Jeolojisi gibi kitaplar yazdım. Genel Jeoloji’yi dördüncü kez basıyorlar. Gençlerin hâlâ 40-50 yıllık kitapları okumaları bence doğru değil” diyen Ketin için öğretmenlik her zaman çok önemli olmuş. Fazla konuşmaktan ve abartıdan hoşlanmayan Ketin öğrencilerinin anlattığına göre teke tek ilişkilerinde mükemmel bir öğretmen olmuştur. 70 yaşındayken bile araziye çıktığında eline defterini alıp 20 yaşındaki öğrencilerine doğada gördükleri her şevi bir jeolog olarak nasıl yorumlamaları gerektiğini öyle coşkuyla anlatırmış ki aradaki yarım asırlık yaş farkı silinip gidiverirmiş… Aslında İhsan Hoca, hiç bir zaman “bunu böyle yapın” diyerek öğretmenin kolaylığına kapılmamıştı. Onun yöntemi, öğrencisi Celal Şengör’ün belirttiği gibi, “bilim nasıl yapılır”ı, öğretmek olmuştur. “İhsan Ketin bunu yaparken de. “bilim adamı İhsan Ketin hoşuna gidiyorsa onun yaptıklarını yap” diye ifade edilebilecek bir yöntem benimser” diyen Şengör için hocası, hâlâ bir lise öğrencisiyle meslektaşı gibi konuşabilen bir öğretmen!..

5 Ekim 1942’de Rumeli’li bir asker ailesi’nin kızı olan Bedia Hanım ile evliliğinden olan üç oğlundan ikisini yitiren Ketin, bu büyük acısına dayanma gücünü gene çalışmaya olan bağlılığında bulmuştur. 1943 yılında doğan Ali’yi 1945 yılında kaybeden Ketin ailesi, 1969 yılında bu kez üniversiteyi bitiren oğulları Mehmet’i bir apandisit krizinde yitirir. Özellikle bu olay, Ketin’de derin izler bırakmıştır.

İhsan Ketin, coğrafya öğretmeni olan eşi Bedia Hanım’ın 51 yıllık evlilikleri süresince kendisi için en büyük destek ve yardımcı olduğunu belirterek “eşim, uzun meslek yaşamım boyunca maddi manevi hiç bir fedakârlıktan kaçınmadı; ona teşekkür borçluyum” diyor.

İhsan Ketin, yurtiçinde olsun, yurtdışında olsun jeoloji camiasında büyük saygı görmüştür. Türkiye Jeoloji Kurumu 1981’de düzenlediği Ketin Sempozyumu’nda “Hamit Nafiz Pamir Hizmet Ödülünü” vermiştir. Aynı yıl TÜBİTAK’ın “Bilim Ödülü”nü alan Ketin’e İstanbul Teknik Üniversitesi ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü çeşitli ödüller vermişlerdir. 1984’de “Geological Society of London” tarafından şeref üyeliğine seçilen Ketin’e 1988’de Gusıav-Sceinmann Madalyası verilmiştir; 1988’de Bonn Üniversitesi onur doktorası verilen Ketin, 1988’de Amerikan Jeoloji Topluluğu onur üyesi olmuştur. Kendisine 1990’da Bulgaristan Jeoloji Topluluğu Onur üyeliği verilmiştir.

İhsan Ketin, 56 yıllık çalışma yaşamının değerlendirmesini yaparken “Doğanın yarattığını ortaya çıkarmaya çalıştım. Niye bu kadar çok uğraştın derseniz, bunu kendime görev olarak biliyordum” diyor.

Cumhuriyet kuşağının kendini millete borçlu sayan ve bu borcu ödemeye bir ömrü sorgusuz sualsiz adayan bu güzel temsilcisine göre, bazı insanlar için bilim, bazıları için ise hemen zengin olmak önemli. İhsan Ketin, bunun her zaman böyle olageldiğini ve nedenleri üzerinde kendisinin de çok düşündüğünü söylüyor. Genel değerlendirmelere girmekten kaçınan Ketin için insanlar hep önemli olmuş. Ardında sağlam bir ekip kurarak kendine düşen bilim görevini bu yönüyle de tamamlayan Ketin, “ekol” kurmuş bir bilim adamımızdır.

Yaşamının son yılında “tamam” dedi. “Artık, araziye çıkamıyorum Şimdi artık dağlara, tepelere tırmanamıyor, çekiç-pusula kullanamıyorum” diyen Ketin’i, 1995 yılında kaybettik. Ancak inanıyorum ki yattığı yerden Erciyes Dağı’nda esen rüzgârları türkülerini hâlâ duyuyordur.”

1948 yılında yaptığı keşfi ile ancak 1988 yılında ödüllendirilmiş, 1995 senesinde kaybettiğimiz, şimdilerde televizyonlarda sıkça gördüğümüz çoğu profesörün hocası, bilimin nasıl yapılması gerektiğini insanlara öğretmekle bir ömür harcamış insan. İlerlemiş yaşına rağmen çekicini elinden hiç bırakmamıştı. Son zamanlarında bile bilimsel araştırmalardan kendini çekmedi. Sadece jeoloji alanında değil, bilim adamlığı konusunda da örnek teşkil ederek Türkiye’de bu işin nasıl yapılması gerektiğini sürekli yineledi.

 

Nadir AVŞAROĞLU
Maden Mühendisi
2017

Blog yazıma tepki göster
Harika
0
Harika
Beğendim
0
Beğendim
Haha
0
Haha
Beğenmedim
0
Beğenmedim
Güzel
0
Güzel
Anlamadım
0
Anlamadım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir