21May2026

Paylaş

BOZKIRDA YONTULAN ŞEHİR

BOZKIRDA YONTULAN ŞEHİR:
ANKARA’NIN SESSİZ KURUCULARI
MACAR TAŞ USTALARI

Bozkırda Taşın Dili
Ankara’da Macar Ustalar

Ankara, o yıllarda bir şehirden çok bir niyetti.
Rüzgârın savurduğu tozun içinde,
Henüz çizilmemiş sokakların hayali dolaşırdı.

Bir başkent kuruluyordu,
Ama harçtan önce irade, plandan önce umut gerekiyordu.
İşte o günlerde, uzak bir nehrin kıyısından
Tuna’dan gelen adamlar vardı.
Adlarını herkes bilmezdi.
Ama ellerini herkes tanırdı.
Keskiyi taşın yüzüne koyduklarında çıkan ses,
Yeni bir devletin ilk cümlesi gibiydi.

Sabahları erkenden başlardı iş.
Güneş henüz bozkırın üzerinden ağır ağır yükselirken,
Ustalar çoktan taşların başına geçmiş olurdu.
Birinin adı István’dı belki, diğerinin János…
Ama Ankara onları tek bir isimle çağırıyordu: “Usta.”
Türk işçilerle yan yana dururlardı.
Dilleri farklıydı,
Ama taşın dili ortaktı.
Bir usta taşı gösterir,
Diğeri başını sallar, keski inerdi.
Ve o anda, iki ayrı coğrafya aynı çizgide birleşirdi.

Onların yaptığı iş, yalnızca duvar örmek değildi.
Taşı konuşturmayı biliyorlardı.
Bir pencere kemerinde incelen kıvrım,
bir köşe taşında saklı oran,
bir cephedeki sessiz denge…
Bütün bunlar, görünmeyen bir ustalığın izleriydi.
Bugün; Ankara Palas önünden geçen biri,
belki yalnızca bir bina görür.
Ama dikkatle bakarsa, taşın içinde hâlâ o ilk darbeyi hisseder.
Aynı iz, Cumhuriyet Müzesi duvarlarında da saklıdır.
Orada taş, sadece yük taşımaz, hafıza taşır.

Kış geldiğinde Ankara sertleşirdi.
Rüzgâr, keskin bir bıçak gibi sokak aralarından geçerdi.
Ustaların elleri çatlar, parmakları taş kadar sertleşirdi.
Ama iş durmazdı. Çünkü onlar biliyordu:
Bu şehir bekleyemezdi.

Akşam olduğunda, küçük odalarda toplanırlardı.
Bir soba, birkaç sandalye, ve memleketten birkaç kelime…
Tuna’yı konuşurlardı. Budapeşte’yi.
Geride bıraktıkları hayatı.
Ama sonra biri mutlaka derdi ki:
“Burada yaptığımız da kalacak.”
Ve herkes susardı.
Çünkü bu söz, bütün yorgunluğu anlamlı kılardı.

Şehrin bir köşesinde, adı konmamış bir mahalle vardı.
Ne haritalarda geçerdi, ne de tabelalarda.
Ama herkes bilirdi.
Aynı dili konuşan,
Aynı özlemi taşıyan insanların kurduğu
Küçük bir dünya…
Kimi “Macar Mahallesi” derdi,
Kimi “Küçük Budapeşte.”
Ama aslında o, bir yer değil,
Bir histi.

Yıllar geçti.
Ankara büyüdü.
Sokaklar doldu, binalar yükseldi.
Ustalar yavaş yavaş gitmeye başladı.
Kimi geri döndü,
Kimi başka şehirlere savruldu.
Ama giderken yanlarında her şeyi götüremediler.
Çünkü bazı şeyler taşın içinde kalır.
Bir pencerenin oranında,
Bir kemerin eğrisinde,
Bir duvarın sessizliğinde…

Ankara bugün bambaşka bir şehir.
Kalabalık, gürültülü, hızlı…
Ama dikkatle bakarsanız,
O ilk günlerin sesi hâlâ duyulur.
Bir keskinin taşa değdiği an,
Zamanın içinden sızar.
Ve o ses şunu fısıldar:
Bu şehir,
Yalnızca planlarla değil,
Uzaklardan gelen ustaların elleriyle kuruldu.

Nadir AVŞAROĞLU
Mayıs – 2026

BOZKIRDA YONTULAN ŞEHİR

Blog yazıma tepki göster
Harika
0
Harika
Beğendim
0
Beğendim
Haha
0
Haha
Beğenmedim
0
Beğenmedim
Güzel
0
Güzel
Anlamadım
0
Anlamadım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir