Ankara, tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan, derinlikli bir hoşgörü iklimine ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. 1916 yılı, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda bir imparatorluğun çözülüşünün de ağır gölgesini taşımaktaydı. I. Dünya Savaşı’nın yakıcı atmosferi, cephelerden uzakta kalan şehirleri bile derinden sarsıyor, Anadolu’nun kadim yerleşimlerinden biri olan Ankara da bu sarsıntıdan payını alıyordu. Henüz küçük bir Orta Anadolu kasabası görünümünde olan şehir, yüzyıllar boyunca Müslüman, Ermeni, Rum ve Yahudi topluluklarının bir arada yaşadığı, ticaretin ve zanaatın çok kültürlü bir yapı içinde geliştiği bir merkezdi. Ancak bu kırılgan denge, savaş yıllarının getirdiği ekonomik buhran, güvenlik endişeleri ve toplumsal gerilimlerle giderek zayıflamaktaydı.


