İNSANLIĞIN EN ESKİ YOL ARKADAŞI; TAŞ
İnsan, yeryüzünde gözlerini açtığında ilk dokunduğu şeylerden biri taştı.
Toprağın üzerinde duran sessiz bir kaya parçası… Kimi zaman bir mağaranın duvarı, kimi zaman eline aldığı ilk alet, kimi zaman ateşini yaktığı çakmak taşı, kimi zaman da sevdiğini uğurladığı mezarın başındaki bir nişaneydi. Taş, insanın yalnızca yaşamına değil, hafızasına, inancına, korkularına ve umutlarına da dokundu. İnsan değişti, diller değişti, devletler kuruldu, uygarlıklar yıkıldı, fakat taş hep yerinde kaldı. Belki de bu yüzden taş, insanlık tarihinin en sessiz ama en güvenilir tanığıydı.
Yeryüzünde hiçbir malzeme taş kadar uzun ömürlü değildir. Ahşap çürür, kumaş eskir, demir paslanır, fakat taş, binlerce yıl boyunca aynı sabırla bekler. Bir Hitit tapınağında tanrıların izini, bir Frig kayasında inancın yankısını, Mısır piramitlerinde ölümsüzlük arayışını, Omphalos’ta dünyanın merkezini, Benben’de yaratılışın ilk ışığını, Hacerülesved’de teslimiyetin sembolünü, Bengü Taşları’nda ise milletlerin hafızasını saklar. İnsan, anlatmak istediği en önemli sözleri çoğu zaman taşa emanet etmiştir. Çünkü taşın unutmayacağını biliyordu.
İNSANLIĞIN EN ESKİ YOL ARKADAŞI


