24Nis2024

Paylaş

MURTAZA’NIN FABRİKASI

Çocukluğumun, delikanlılığımın, gençliğimin kentidir, Adana. Ancak ben sokakları turunç kokan kentimden ayrılalı 30 yıl oldu. Ailemin hala Adana’da ikamet etmesi nedeniyle fırsat buldukça gider, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği sokaklarda gezerim.

En son iki yıl önce geçmiştim, o fabrikanın önünden. Çocukluk yıllarımdaki gibi İstasyon Meydanı’nın yanından geçtim, Döşeme Mahallesi’ne geldim. Fabrikanın devasa bahçesinin önündeki sahada, eskiden olduğu gibi duvarın üstüne oturdum ve 35-40 yıl öncesini yeniden yaşamaya çalıştım. Ama olmadı. 

Bu geniş alanda iki büyük, bir de küçük 3 futbol sahası vardı. Hele yaz ayları geldi mi, Adana’daki tüm mahalle takımları burada mahalle maçı yapmak için sıraya girerdi. Adana’nın o cehennem gibi yaz sıcaklarında, o toprak sahada top oynar, bizleri izlemeye gelenleri kendimiz göstermek isterdik. Hiç de başarılı olamazdık ya, varsın olsun.

Bizim mahalledeki çocuklar İstasyon Meydanı’ndan sahaya gitmelerine rağmen ben Çifte Minare’nin önünden geçer, futbol oynayacağımız sahaya giderdim. Amaç Zehra’nın evinin önünden geçmekti. Bilirdim, yaz ayları geldimi hemen yayladaki evlerine giderlerdi, ama bir umut; ya gitmemişse. Belki pencereden görürdüm. Bıyıkları yeni terlemiş 15 yaşındaki bir delikanlının umutlarıyla, her seferinde şansımı dener, moralimi bozmadan yoluma devam ederdim. Turunç kokan sokaklardan geçerken, o yıllarda son demlerini yaşadığını bilemediğim, o güzelim Milli Mensucat fabrikasının önünden geçerdim.

Benim kuşağımda kime sorsanız şu ünlü repliği bilir; “ben gördüm kurs, aldım sıkı terbiye büyüklerimden. Görseydin kurs, alsaydın sıkı terbiye büyüklerinden konuşmazdın böyle cahil sözler. Bilirdin yüksektir bir vazife her şeyden”… Orhan Kemal’in bu sözlerle sürekli görevin yüceliğini öne çıkaran “vazife adamı” kahramanı Bekçi Murtaza. Müşfik Kenter’den Müjdat Gezen’e, sayısız oyuncunun rolleriyle sahnelenen ve çok sayıda Yeşilçam filmine konu edilen Orhan Kemal´in ölümsüz romanı.

Bu repliği niye mi yazdım. Bu replik, bu roman ve Bekçi Murtaza bu fabrikanın kahramanıdır da ondan. Ulusal edebiyatımızın en usta kalemlerinden Orhan Kemal, Adana’daki Milli Mensucat fabrikasında çalışmış ve bu fabrikada katiplik yapmış. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden, Çukurova’nın bereketli topraklarına çalışmak için gelen ve okuma yazma bilmeyen birçok Anadolu çocuğu, Milli Mensucat fabrikasında çalışırken, bürokratik sorunlarının çözümü için fabrika katibi Orhan Kemal’in yanına gelmekte ve Orhan Kemal de bu insanlara yardımcı olurken onları da gözleme ve izleme şansına sahip olmuştur. Belki de bu gözlemler sonucunda “Bereketli Topraklar Üzerinde” ve Milli Mensucat fabrikasında geçen ve ulusal edebiyatımızla, tiyatromuzun unutulmazları arasında yer alan “Bekçi Murtaza” adlı eserlerini yaratır.

Kurulduğu yıllar olan 1900’lerin başında Adana kent merkezi’nin çok dışında olan, ancak büyüyen ve gelişen kent ile birlikte şu anda Döşeme Mahallesindeki konumu ile birlikte Adana’nın tam ortasında kalan Milli Mensucat fabrikası, 1907 yılında Ermeni Simyonoğlu evlatlarından Aristidi Kozma tarafından “Simyonoğlu Fabrikası” adıyla kurulmuştur. Daha sonra hazineye geçen fabrikanın adı, İttihat ve Terakki yönetimi tarafından “Milli Fabrika” olarak değiştirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda Adana’yı işgal eden Fransızlar, fabrikayı eski sahiplerine vermişlerdir.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından tüm Anadolu’da başlatılan sanayileşme hamlesi ile birlikte bu fabrikada etkilenmiştir. Mustafa Kemal’in “Adana’daki sahipsiz fabrikaları yeniden canlandırma talimatı” üzerine aslen tüccar olan ve o yıllarda Adana milletvekili yapan Nuh Naci Yazgan, 1924’te milletvekilliğinden istifa ederek, başta bu fabrika olmak üzere Adana’daki birkaç fabrikayı canlandırmak için harekete geçmiştir. Bu çerçevede hareket eden Nuh Naci Yazgan, 1927’de dönemin diğer Adana’lı iş adamları Mustafa Özgür, Nuri Has, Seyit Tekin ile birlikte fabrikayı hazineden satın alır.  

1927 yılında Nuh Naci Yazgan öncülüğünde Adana’lı tüccar ve iş adamları Mustafa Özgür, Nuri Has, Seyit Tekin sayesinde tekrar üretime başlayan fabrikanın adı “Milli Mensucat” olarak değiştirildi. Bu sermayedarların yaptıkları modernizasyon ve atılımlarla Milli Mensucat fabrikasında üretilen ”Aslan” marka vater ve ekstra iplikler, ülkede büyük talep gördü.

Atatürk’ün iki kez ziyaret ettiği ve kentin merkezinde yer alan fabrika, Türkiye’nin 7’inci, Adana’nın ilk sanayi kuruluşu olarak bilinmektedir. 1930’larda Türk Hava Kuvvetlerine iki uçak hediye eden fabrika, “Milli Mensucat” adı altında eğitime bir de ilköğretim okulu kazandırmıştır. Fabrika geçmişte işçilerine özel para basıp dağıtmasıyla da biliniyor.

Bırakın Bekçi Murtaza’yı bir kenara, “Orhan Kemal’i bile Milli Mensucat fabrikası yaratmıştır” gibi iddialı bir söz söylesem ne derece doğru olur bilmiyorum. Ancak Orhan Kemal’in hayatında son derece önemlidir bu fabrika. Mesela çocuklarının anası ve eşi Nuriye Hanım’la bu fabrikada tanışır. Orhan Kemal bu fabrikada kâtip, müstakbel eşi de dokuma bölümünde işçidir.

“Avare Yıllar”, “Dünya Evi” gibi kitaplarında fabrikada çalışan dokuma işçisi eşi Nuriye Öğütçü’den esinlenen Orhan Kemal, “Cemile” adlı unutulmaz eserinde de eşi Nuriye Öğütçü’nün hayatını ve Milli Mensucat fabrikasındaki yıllarını anlatmıştır. Eserini de “tekmil hayatı ıstıraplarla geçmiş, yıllardır kahrımı çekmekten usanıp yorulmayan cefakâr karıma…” ifadesiyle eşine ithaf etmiştir.

Orhan Kemal bir Türkiye hikâyesidir aslında. Bütün eserlerinde 1930’ları Milli Mensucat fabrikası üzerinden çok iyi anlatır. Toprak kökenli bir toplumdan, sanayiye geçiş sürecindeki sancıları ve sanayi sermayedarlığını anlatır. Modern ağa, onun ortağı cahil ağa, İtalyan mühendis, onların sürtüşmesi ve kuşak çatışması vardır eserlerinde. Tabii kendisi açısından da bir aşk filizlenir bu fabrikada. Dokuma tezgâhında çalışan güzel bir Boşnak kızı. Herkesin vurulduğu bir kadın. Orhan Kemal de kendisine göre yakışıklı, dönemin iyi futbolcularından. Fabrika katibi olması nedeniyle tanınan bir insan. Fabrika içerisinde, gidiş gelişlerinde güzel Boşnak kızını görüyor ve âşık oluyor.

1900’lerin ilk yarısında halkının çoğunun göçebe yaşadığı ve hayvancılıkla uğraştığı Çukurova, 1950’lerden sonra özellikle Marshall Yardımları ile sanayi ile tanışmış ve bereketli toprakları sayesinde tarım sektörüne dayalı sanayileşmenin öncülüğünü yapmıştır. Bu yıllarda pamuk bitkisi ile tanışan Çukurova, özellikle tekstil sektörü gibi pamuğa dayalı bir sanayinin lokomotifliğini de üstlenmiştir. 1950’lerde başlatılan bu planlamanın Adana’daki en önemli kilometre taşlarından birisi Milli Mensucat fabrikası olmuş, tekstil sektörünün ihtiyaç duyduğu çeşitli türden birçok pamuklu ipliği üretmeyi başarmıştır.

Uzun bir süre Çukurova’nın en önemli tekstil fabrikası olarak hizmet veren Milli Mensucat fabrikası 1978 yılında bu kez biriken borçları nedeniyle tekrar hazineye geçti ve üretimine ara verdi. 1983’te Turgut Özal’ın talimatı ile iş adamı Mehmet Özüzümcü’ye, 49 yıllığına kiraya verildi. Böylece benim çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, toprak sahalarında futbol oynadığım bu fabrika kaderine terk edildi.

Fabrikanın adı “Milsan Mensucat” olarak değiştirildi ve Milli Mensucat 90 yıldan fazla üretim yaptıktan sonra 2000 yılında makinelerini durdurdu. Fabrikaya, SSK’ya olan borcu nedeniyle Hazine yeniden el koydu. Ardından fabrika, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’nün aldığı kararla “kültür varlığı endüstri mirası” olarak tescil edildi.

Orhan Kemal, Milli Mensucat fabrikasında tanıdığı eşi Nuriye ile bir süre görüştükten sonra anlaşmış ve fabrikadan tanıdığı İzzet Usta’yı aracı koyarak istetiyor. Aslında İzzet Usta’yı siz de tanırsınız, kitaplarının büyük kahramanları vardır; İzzet Usta, İlyas Usta. Bu ustalar da birisini sembolize eder. Çoğu romanında Orhan Kemal bu ustaları da tarif etmektedir. Çoğu Balkan göçmeni muhacirler gibi “sarı saçlı, mavi gözlü” Ama o “Usta”lar hiçbir zaman slogancı değildir. Çok aklı başındadırlar. Örneğin, “kitap okuyun” der.  “Avare Yıllar”da bu ustalar çok güzel anlatılır.

Milli Mensucat fabrikasının boyama kısmı ustası İzzet Usta’yla birlikte gidip kızı istemişler. İzzet Usta da kız evinde Orhan Kemal’in ailesinden ve fabrikada yaptığı kâtiplikten bahsederek, kızın ailesini ikna etmeye çalışıyor. Orhan Kemal’in babası Abdülkadir Öğütçü milletvekilliği ve bakanlık yaptığı için Çukurova ahalisi tarafından oldukça tanınan bir kişi. “Yav, öyle bir adamın oğluna veriyorum kızımı; hiç başlık maşlık da istemem, al bir çul, sar kızı götür” diyor. Orhan Kemal de İzzet Usta’ya dönerek; “aman ustam, kızın babası babama değil bana veriyor kızı. Bir yanlışlık olmasın.” diyor. Çünkü kendisinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Bu yokluk içerisinde evleniyor.

Geçtiğimiz yıllarda Adana’da çekimleri yapılan “James Bond“ filminin son serisi olan “Skyfall”un aksiyon sahnelerinde kullanılan ve hasar gören otomobiller tarihi Milli Mensucat Fabrikası’nda yabancı ve Türk tamirciler tarafından tamir edildi. Adana‘nın ilk sanayi tesislerinden olan, 2000 yılında üretim durduktan sonra çürümeye terk edilen ve daha sonra Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından “kültür varlığı endüstri mirası” olarak tescillenen asırlık Milli Mensucat Fabrikası, bu kez Adana‘da çekimleri yapılan “James Bond“ filminin son serisi olan “Skyfall’un tamirhanesi oldu.


2000’li yılların hemen ardından kentin ortasında ünlü yazar Orhan Kemal´in “Bekçi Murtaza” isimli eserinin geçtiği yer olan ve herkesin iştahını kabartan 68 dönüm arazisi için Adana Ticaret Odası (ATO) üniversite kurmak için müracaat etti. Adana’nın ilk sanayi tesislerinden olan, 2000 yılında üretim durduktan sonra çürümeye terk edilen ve daha sonra Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından “Kültür varlığı endüstri mirası” olarak tescillenen asırlık Milli Mensucat Fabrikasının eğitim amaçlı kullanılması planlandı.

Bir dönem “Orhan Kemal Kültür Merkezi” veya “Orhan Kemal Müzesi”ne dönüştürülmesi gündeme gelen fabrikanın Döşeme Mahallesi’ndeki 68 bin 530 metrekarelik arazisinde “özel üniversite alanı” oluşturulmasına yönelik imar plan uygulaması teklifi, Adana Büyükşehir Belediye Meclisi’nce kabul edildi. Böylece asırlık Milli Mensucat Fabrikası, gerekli izinler alındıktan sonra Adana Ticaret Odası (ATO) Vakıf Üniversitesi olarak hizmet vermesi planlanmıştı. Ancak olmadı. Bu mekanın bir kültür mekanı olarak kullanılması gerektiğini düşünenler kazandı.


Bir söyleşisinde Milli Mensucat’ın kendisine kattıklarını şöyle dile getirmişti Orhan Kemal: “Gurbete çıkan, Adana’ya inen köylülerle bu fabrikada tanıştım. Çırçır işçileriyle, pamuk işçileriyle. Onların mektuplarını, dilekçelerini yazdım. Halk çocuklarının şehir madrabazları elinde nasıl sömürüldüklerini gördüm.” Yüz yıla yaklaşan kahırlı ömrü yanında, Orhan Kemal gibi bir usta yazarımızın anılarıyla bezeli “Milli Mensucat”, şimdilerde kaderine terk edilmiş durumda.

Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, bakın ne diyor: “Sanayin, sanatın iç içe olduğu böyle bir mekan, herhalde bir başka ülkede olsa, şimdiye kadar çoktan bir kültür merkezi ya da müze olur, insanları kucaklardı. Bizde ise kaderine terk edilip müteahhitleri bekliyor.” Geçmişimize, anılarımıza bu denli mi yabancı olduk?

Son olarak 2005 yılında Kültür Bakanlığı’nın aldığı bir kararla Adana ve Türkiye’nin en eski sanayi kuruluşlarından biri olan Milli Mensucat fabrikası “Kültür Merkezi ve Müze” olması kararı alındı. Müze olması kararlaştırılan tarihi binanın kurtarılması ve misyonuna uygun şekilde kullanılması benim için son derece sevindirici.

Kültür ve Turizm Bakanlığının Milli Mensucat fabrikası ile ilgili projesinde, farklı bir müze anlayışı ön plana çıkartılıyor. Milli Mensucat Fabrikası’nın bulunduğu bölgeye inşa edilecek olan müzede şehrin doğal, tarihi, kültürel, sanayi, spor ve diğer alanlardaki tarihsel geçmişi yedi ayrı branşta düzenlenecek zengin bir konseptte gerçekleştirilmesi planlanıyor. “Türkiye’nin 24 saat yaşayan ilk müzesi” kavramı ile oluşturulacak proje, Türkiye’de bir ilk olarak planlanıyor.

Türkiye’de emsali bulunmayan özellikteki bu müzede Adana’nın doğal, tarihi, kültürel, spor, sanayi ve popüler alanda öne çıkan özelliklerinin sergileneceği konsept müzeler aynı alanda ancak farklı bloklarda ziyaretçileriyle buluşturulması düşünülüyor. 7 farklı branş altında düzenlenecek müzenin geçiş yollarında şehrin sembolü bitki zenginliğine yer verilmesi planlanıyor.

Milli Mensucat Müzenin içeriği ne olursa, bu mekânın tekrar hayat bulması, Adana halkının kullanımına sunulması ve bu toprakların 100 yılı aşkın sanayi birikiminin bir biçimiyle yaşatılması önemlidir. Milli Mensucat fabrikası, bir tekstil fabrikası olmasının çok ötesinde bir ülkedeki toprakla ve hayvancılıkla uğraşan köylülerden, işçi sınıfına geçişin tarihidir. Milli Mensucat fabrikası, bir ülkenin kendi ürettiği ürünleri yine kendi sanayisinin hammaddesi olarak kullanmasının tarihidir.  Milli Mensucat fabrikası, bir fabrikanın kesintisiz 24 saat çalışabildiğinin, 12 yaşında gece vardiyasında çalıştırılan çocuk işçilerin ve erkeklerle birlikte bir makinenin başında çalışabilen kadın emeğinin tarihidir.   

“Bekçi Murtaza” Orhan Kemal’in Milli Mensucat fabrikasında tanıdığı, gözlediği ve romanın kahramanı yaptığı yaşayan bir karakterdir. Rumeli göçmenidir, Milli Mensucat fabrikasında gece bekçiliği yapmaktadır. İşine o kadar bağlıdır ki, “fabrika sahibi” bile onun gerisinde kalır, ilk bakışta “işçi düşmanı” ve “patron uşağı” gibi görünse de aslında değildir; öylesine işgüzardır, öylesine kuralcıdır ki, amirlerini bile geride bırakır. Çünkü; “Görmüştür kurs, almıştır amirlerinden takdir!”

Patron köpekliği yapmakta yarışanlarla onun yaptıkları birbirleriyle bağdaşmaz. “Bekçi Murtaza”nın yaşamı, doğruluk anlayışı, değer yargıları ve görev ahlakı onlardan ayrıdır. İçi kan ağlasa bile, evladının hastalığında bile, kendi kurallarından şaşmaz. Bu katılığı, işgüzarlığı yüzünden, oğlunun gözünde bile “emekçi düşmanı, patron yandaşçısı”dır.


Peki “Bekçi Murtaza” bu kadar patron yardakçısıdır da, aylığına, ücretine üç kuruş zam alır mı? Asla, o bütün bunları kendisi için değil, düzen için yapmaktadır; sömürü düzeninin farkında bile değildir. Onun görevi fabrikanın üretimini düşürmemek için, iş gücüne nöbetçilik yapmaktır. Kafasında tek doğru vardır, o da bu! Tuttuğu nöbetin, hangi sınıfın işine geldiğinin, çıkarlarını koruduğunun farkında bile değildir; çünkü böyle bir düşünme yeteneği bile yoktur.

Orhan Kemal’in büyük ustalığı, ırgatbaşı, kâtip, odacı gibi sermaye yardakçılarından “Bekçi Murtaza”yı ayırabilmesidir. Orhan Kemal’in romanlarında toprak ve fabrika işçileri iş bulma zorluğu ile her şeye göğüs geren, sınıf atlamak için her çeşit dalavereye katılmakta sakınca görmeyen, üstelik koşarak gidenlerin yanında “Bekçi Murtaza” öyle saf, öylesine temizdir ki, bu özellikleri onu sevimli yapar.

Çocukluğumun, delikanlılığımın, gençliğimin kentidir, Adana. Sokakları turunç kokar. Yıllar önce yaptığım gibi yine Zehraların evinin önünden geçtim. Ancak, o iki katlı ev de yıkılmış, yerine bir alışveriş merkezi yapılmış.  Yıllarca Zehra, pencereden bir kez bakar mı diyerek geçtiğim ev de yok artık, benim gençlik hayallerim de. Düşünerek ve üzülerek Döşeme Mahallesi’nde yürüdüm, sokaklar hala turunç kokuyordu.

Benim gençlik hayallerimi bir kenara bırakır Milli Mensucat gibi 100 yıllık bir tarih abidesini merak ederseniz siz de Döşeme Mahallesinden geçerken dönüp bir bakın. O atölye tipi dokuma bölümlerini geçtikten sonra köhnemiş, paslanmış dev gibi bir kapı görürsünüz. Bu eskimiş ve yıllardır kullanılmayan korunaklı kapının hemen yanında Bekçi Murtaza hala gece vardiyasındadır.

Çünkü Murtaza’nın o ünlü repliğinde de dediği gibi “yukarıda Allah, Ankara’da devlet hem de hükümet, burada da ben”. Doğrudur. Üzerinden yıllar geçer, insanlar ölür, fabrikalar çürür, duvarlar dökülür, kapıları paslanır. Ama Milli Mensucat fabrikası ile Bekçi Murtaza bir bütündür ve hala oradadır.

Nadir AVŞAROĞLU

Maden Mühendisi

Blog yazıma tepki göster
Harika
0
Harika
Beğendim
0
Beğendim
Haha
0
Haha
Beğenmedim
0
Beğenmedim
Güzel
0
Güzel
Anlamadım
0
Anlamadım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir