24Nis2024

Paylaş

ANKARA’DA YAŞARKEN II : SARAÇOĞLU MAHALLESİ

Bir pazar sabahı kahvaltıdayken sordum eşim ve çocuklarıma “Saraçoğlu Mahallesi nerede bilir misiniz?” Herkes bir yer söyledi ama kimse yerini bilemedi. Aslında çocuklarım adını bile duymamıştı. Ama ben yerini tarif edince, o sokaklarda herkesin bir anısı ya da gözlemi olduğu ortaya çıktı.

İnsan yaşadığı kenti ne kadar tanır? Yaşadığı kentte, yürüdüğü kaldırımlarda, arşınladığı sokaklarda, başını kaldırıp etrafa baktığı var mıdır bilinmez? Yaşam mücadelesi, bir yerlere yetişme telaşı, sürüp giden iş yaşamı, yorucu bir günün izleri. Ne Ankara senin farkına varır, ne de sen Ankara’yı yaşarsın.

Hikâye; İstanbul yerine Ankara’nın başkent yapılması ile başlar. Yoktan var edilen ilk şehrin hikâyesi. Bu karar, sıradan bir karar değildir. Bu karar, yeni devletin kurucularına, Ankara’yı yeniden kurmak gibi önemli bir sorumluluk yüklemiştir; çünkü bataklıklarıyla; çamurlu yollarıyla; bakımsız, eski ve kerpiç evleriyle Ankara’nın İstanbul’a alternatif başkent olarak görülmesi, çılgınca bir düşüncedir. Cumhuriyeti simgeleyen, Cumhuriyetin değerlerini yücelten bir planlama dahilinde ülkenin ortasında bir başkent yükselmeye başladı. İşte böylesine bir planlamanın içinde yer alan; Saraçoğlu Mahallesi.

Saraçoğlu Mahallesi Türkiye’nin başkenti Ankara’nın Çankaya İlçesi’ne bağlı en merkezi semti Kızılay’ın mahallesidir. Asker ve üst düzey bürokratlar için kurulduğundan dolayı ‘Devlet Mahallesi’ olarak da bilinir. 1940’larda planlanıp hayata geçirilmiş cumhuriyetin ilk toplu konut projesidir. Saraçoğlu Mahallesi’nin temelini 1944 yılında dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu tarafından atılmıştır. Mahalle, 1945 yılında Alman mimar Paul Bonatz tarafından projelendirildi ve Cumhuriyet döneminin üst düzey bürokratlarına lojman olarak yapılan 436 konutluk yerleşim biriminin yapımı 1946 yılında tamamlandı.

Mahalle, Ebenezer Howard tarafından 1902’de ortaya atılan, iki katlı ve bahçeli evlerden oluşan “Bahçe Kent Mahalle Tasarımı”nın en iyi örneklerinden biridir. Ankara’da memur ailelerinin konut sorununu çözmek için 1939 yılında geliştirilen proje savaş nedeniyle ertelenmiş ve harp sonrası gerçekleştirilebilmiştir. Lojmanların bulunduğu bloklar iki, üç ve dört katlı olarak planlanmıştır. 29 Ekim 1944 yılında yapımına başlanan binalar, İkinci Ulusal Mimarlık Üslubu’nun özelliklerini taşır.

Bitişik nizamda, gruplaştırılmış değişik tip ve yükseklikte tasarlanan apartmanlarda iki, üç ve beş odalı, altı tip üzerinde planlanan 436 daire gerçekleştirilmiştir. Konut blokları bodrum üzerine iki, üç ya da dört katlıdırlar. Cephelerinin odalara karşılık gelen kısımları dışa doğru, bazıları balkon olan çıkmalar yaparlar. Geniş saçaklar, cumbaya öykünen destek üzerindeki cephe çıkmaları, pencere modülasyonları, sacdan yapılma kafes biçimli balkon korkulukları geleneksel Türk evinden alıntılardır.

Benim aile efradında olduğu gibi bırakın başka kentte yaşayanları, birçok Ankara’lı bile bilmez Saraçoğlu Mahallesi’nin yerini. Aslında hergün önünden geçerler, hergün Mahallenin kıyısından dolmuşa binerler, her akşam evlerinin iaşelerini bu mahalleden alırlar, kısacası her gün bu mahalleyi yaşarlar, ama sorduğunda yerini bilen olmaz.

Saraçoğlu Mahallesi; Ankara’nın en çok bilinen mekanı, Kumrular Sokağı’nın üst tarafıdır. Bu mahalle bilinmese de, herkes bilir Kumrular Sokağı’nı. Kızılay’da Güvenpark’tan, Necatibey Caddesi’ne kadar açılan, iki tarafında da devasa çınar ağaçları dizili dar kaldırımlarında yürümesi ayrı bir zevk veren sokak.

Saraçoğlu Mahallesi; Ankara’nın en çok bilinen caddesi, Necatibey Caddesi’nin sağ tarafındadır. Vaktiniz varsa, bir bahar sabahında Necatibey Caddesini boydan boya geçip, Saraçoğlu mahallesine gelin. Sabah saatlerinde kahvaltı yapmadıysanız Meram Pastanesi en güzel mekândır. Eğer daha sade bir kahvaltı istiyorsanız caddenin karşısındaki simitçiden fırınlanmış kokusu size kadar ulaşan gevrek simit, üçgen eritme peynir ve demli bir bardak çay ile karnınızı doyurabilirsiniz.

Önce İzmir Caddesi’nin önünden geçersin. Gençliğimin geçtiği mekânlar, Caddeyi tamamıyla kapatmış çınar ve atkestaneleri, Ankara’nın merkezinde bir mesire yeriymiş hissi yaratır. Biraz ileride eski Derya Sineması, şimdiki İnşaat Mühendisleri Odası merkezi gelir karşına. İşte tam o esnada bir bahar yağmuru Ankara sokaklarında. Necatibey Caddesini çıkarken insan şaşırır, bahar yağmurlarının ne zaman yağacağı belli olmaz. Aniden ve küçük tanelerle gelir, hafifçe yüzünü göğe çevirirsin, havada güneş varken yağan kararsız yağmurları hissedersin.

Necatibey Caddesinde sen yağmuru yaşarken birden Saraçoğlu Mahallesi’nin lojmanları görünür. İlkokuldan yeni çıkmış öğrenciler sıra sıra dizilmiş servis araçlarına giderken, Caddenin kenarındaki bir lojmanda yaşlı bir kadın çamaşır asıyordur. Lojmanlara gözün takılarak ilerlersin, Gençlik Caddesi’ne vardığında Saraçoğlu Mahallesi kurulduğundan beri var olan Çocuk Bahçesini görürsün. Salıncaklara binen, kaydıraktan kayan ve kum havuzunda oynayan mutlu çocuklar. Köpeğini gezdiren yaşlı bir mahalle sakini ve bahar aylarının gelmesi ile parklarda buluşan üniversiteli çiftler.

Ankara’da yaşıyorsanız sonbaharda bir Pazar sabahı, yarım saatinizi ayırın, Saraçoğlu Mahallesi’nin ara sokaklarında bir tur atın. Kumrulardan girip, önce 93. sokağı sonrada 95. sokağı geçerek Necatibey Caddesi’ne çıkın. Ankara’nın tam ortasındaki sessizliği, sakinliği ve huzuru yaşayın. Yıllar boyu burada yaşamış Ankara’lı memurların mutluluğunu hissedin.

İlk olarak 93. sokağa girerken bu mahallenin önemli bir parçası olan İl Halk Kütüphanesi’ni ve Çankaya Kaymakamlığı’nı görürsünüz. Her iki mekânda da güller yeni budanmış, çevresindeki ayrık otları temizlenmiş, sonbaharın puslu havası ile çimler ve demir parmaklıklarda giderek sararan sarmaşıklar karşılar sizi. Hala hafta içinde bu kütüphaneye gelen ilkokul öğrencileri güllerin içinden geçerek ansiklopedilerine kavuşurlar.

93. sokak boyunca atkestaneleri. Sonbaharla birlikte atkestanelerinin yaprakları sarıdan kahverengine çalar. “Herşeyi süpürebilirsin, sonbaharı süpüremezsin” demiş şair, gerçekten de öyledir; Ankara’da sonbahar. Sabahları işlerine gitmek için dolmuşlardan inen memurlar, Güvenparkta dolmuş kuyruğu, her sabah aynı şekilde yaşanan hep aynı telaş. İşte tam o noktada başlar Saraçoğlu Mahallesi, Ankara’nın tam ortasındaki cennet mekân. Alice harikalar diyarında gibi farklı bir dünya. Bu durumun abartı olmadığını bilirsin. Şehrin trafiğinden kaçıp, şehrin içindeki ormana girersin. Saraçoğlu Mahallesi’nde sonbahar başlar.

Mahallesi’nin sokaklarında sarının, kahverenginin, kırmızının her tonu, çam ağaçları ve atkestaneleri ile donatılmış bir mekân ve bu renklerin birbirlerine geçişini ağaçlarda ve toprakta görürsün. Sokaklarda bu mevsimde hep bir toprak kokusu olur ve bu koku bağımlılık yaratır. Hüzünlü bir Pazar sabahı Mahallede sokakları gezerken pakette son kalmış cigarayı da çıkarırsın. Giderek zorlaşan hayat şartları, büyüyen çocukların ve onlarla büyüyen dertleri, kredi kartı borçları. Dertli, dertli cigaraya sarılırsın, tüm ciğerlerini sonbahar kaplar…

Saraçoğlu Mahallesi’nin dar sokaklarından geçerken hafif bir yağmur çiselemeye başlar. Islanmaya başlarsın. Atkestanelerinin yapraklarına bastıkça çıkan sesler, sarı, kahverengi yaprakların arasından binaları saran sarmaşıklar. Lojmanların arasındaki merdivenlerin başında oyun oynayan çocuklar. Hemen karşındaki lojmanın sokak kapısı açılır, kızıl saçlı genç bir kadın, kahvaltı için ekmek ve gazete almak için sokağa çıkar. Yaprakları sararmış çınar ağacının altından geçerek sana doğru gelir. Mevsim ile uyumlu dolgun saçları ve elbisesi ile geçer gider önünden, Ankara’da sonbahar.

Barındırdığı binlerce ağaç ve düzgün mimarisi ile şehrin tam ortasındaki beton çölünde bir vahaya benzeyen bu tarihi mahalle, ülkeyi yönetenlerin yegâne gelir kapısı olan arazi rantına kurban edilmek üzere.

Çeşitli bakanlıklar başta olmak üzere birçok kamu kuruluşunun lojmanlarının bulunduğu binlerce ağaç içeren mahalle, “afet riski taşıdığı” iddiasıyla sit alanı özelliğini kaybetti ve “restore edilmesi için” ilgili bakanlığa devredildi. Sığınak olabilecek kadar sağlam, kalın duvarlı, 2-3 katlı taş binaların depreme dayanıksız oldukları iddia edilerek güvenlik bahanesiyle yıkılması planlanıyor. Rantı muhteşem olan bu arazideki binalar ve ağaçlar kesildikten sonra yerlerine ne dikileceğini hayal etmek zor değil.

Saraçoğlu Mahallesi; tamamı lojman olarak kullanıldığı için, Ankara’lı aşıklar dışında kamuya pek açık değil. Bu sebeple Gezi Parkı kadar sahiplenilmiyor. Ankara’da deniz olmadığı gerçeği ve Kızılay’a oksijen sağlayan tek yer olması yüzünden, Saraçoğlu Mahallesi’ndeki ağaçlar da en az Gezi Parkı’ndakiler kadar kıymetli ve bir o kadar ilgiyi hak ediyor.

 

Nadir AVŞAROĞLU
Maden Mühendisi

Blog yazıma tepki göster
Harika
0
Harika
Beğendim
0
Beğendim
Haha
0
Haha
Beğenmedim
0
Beğenmedim
Güzel
0
Güzel
Anlamadım
0
Anlamadım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir